son gece / random gece
king size bed hayaliyle yanıp tutuşan bünyem (her ne kadar çok sevsem de) hostel'i terk etmek için dün geceki tüm alkollere rağmen çabuk harekete geçti.
hoşçakal st.christopher's village, hoşçakal bellushi's ve happy hour'lar, hoşçakal Mirca...
oteli bulmak sandığımdan da kolay oldu. oxford circus'a yürümeyle iki dakika mesafede tahmin ettiğimden de ihtişamlı bir bina.
odama yerleştikten sonra ilk işim tabii ki de nete girmek oldu. sonra güzel bir duş ve önümde acer buluşmasına kadar hala 2 saat var!
2 saatte sadece oxford circus turu atılır ve öyle de yaptım... önce volkan'la buluşup yemek yedik, sonra ben her nedense giydiğim topuklu ayakkabılarımı değiştirmek üzere otele döndüm ve yeniden kendimi oxford'a attım.
gezmeyi biraz fazla uzattığımın ve saatin 5 olduğunun farkına varmamla son gecem için güzel giyinemeyecek olmama üzülmeye başladım.
koşarak odaya çıkıp lee'nin kartını yanıma aldım ve Acer davetlileri olarak mamma mia! müzikalini izlemek üzere otobüsle yola çıktık.
önce sıkıcı mı sıkıcı bir kokteyl ortamına girip neyse ki Leicester Square'e çok yakın olan tiyatroya girdik. çoğu yeri eğlenceli bazı kısımları bayık show yaklaşık 2 buçuk saat sürdü.
bu arada daha otobüsteyken lee'ye bu akşamki planımı anlatan bir SMS atmıştım ve beş dakikada bir tam bir paranoyak gibi telefona bakıp iletilip iletilmediğini kontrol ediyordum.
2 saat sonra iletildiğinde de değişen bir şey olmadı ve ben volkanları bulmak üzere soho'ya doğru yürümeye başladım son gecem olmasının hüznüyle birlikte...
volkan ve londra'da yaşayan arkadaşı mehmet'le birliket soho bar'a girdik. neyse ki mehmet çok gazdı ve bize londra'da gecelerin ne kadar random yaşandığını kanıtlamak istiyordu (bilmediğim şey değil ya)
bardan bira alırken kendisi biriyle konuşmaya başladı ve kadere bakın ki konuştuğu insan da Acer için taa NYC'den gelmiş bir gazeteciydi ve o Mehmet'ten de gazdı!
mekan 2'ye doğru kapanınca elimizdeki olasılıklara bakmak için Soho'da dolanmaya başladık. içeride birkaç kişinin oturduğu minik mi minik bir pub'ımsı görüp içeri girdik ve oradaki ingiliz grubu "hadi bize bu saatten sonra gidebileceğimiz bir yer söyleyin" diye resmen darladık ve hatta gerdik.
biraz havadan sudan muhabbetten sonra (arada grupla alakasız ve çok sarhoş bir başka ingiliz genci elimi tuttu) oradan çıkıp arama / geceyi kurtarma çalışmalarımıza birlikte devam ettik.
restoranımsı bir yerin 6'ya kadar açık olduğunu duyunca ortama mortama bakmadan tereddütsüz daldılar (fikir danıştığımız taksicilerin strip club önerileri havada kalmış oldu böylece). 3 şişe şarap ve brit beyefendilere de kişi başı 4 şişe bira (ingilizleri çok sevdiğimi söylemiş miydim?) ısmarlanarak geceyi sürdürdük.
gel gör ki benim uykum tavan yaptı ve masada neredeyse uyuklamaya başlayıcna volkan'la kalkıp taksiyle otele döndük.
yine bir yurtdışı memleketinde yine bir taksi yolculuğumu hatırlamıyordum, neyse ki bu kez kusmadım...
daha sonra son londra gecemi de böylece bitirmek üzere, hep hayalini kurduğum kingsize bed'imdeki uykuma başladım.

0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa