16 Ekim 2009 Cuma

keep on walking

kaldığım yerden devam:
genelde sarayları gördüğümüz yürüyüş turu 2 saatten fazla sürdü. önce buckhingam sarayında muhafız değişim törenini izledik (ya da rehberimiz david'in dediği gibi 15 dakika boyunca insanların enselerine baktık, inanılmaz bir kalabalık vardı çünkü)
daha sonra geze geze trafalgar meydanına gittik ve en son westminster abbey'le big ben'in oralarda turu bitirdik.
benim için bir sonraki istimaket en çok övülen yerlerden biri olan camden oldu.
metro istasyonundan çıkınce hemen sağda camden market'i gördüm, içeri girip gezdiğimda aklımda 'hmm bu muymuş' diye bir düşünce uyandı, çünkü kadıköy ve atlas pasajında bulunabilecek hafif alterno giysiler dışında pek birşey yoktu.
cadde üzerindeki mağazaların ilginç dış cephelerine bakarak ilerlerken asıl camden market'i buldum. diğeri taklidiymiş diye rahatadım. nehir kıyısındaki açık alanda yüzlerce minik kulübede satılan takı, aksesuar, çanta, giysi gibi binlerce şey var. kimisi bir milyona çin malı satan dükkanlarda rahatça bulunabilecek şeyler, bazıları da özel el yapımı tasarımlardı.
hala çok da etkilenmemiş bi biçimde gezime devam etmeden önce nehir kıyısındaki motorsiklet arkası biçimindeki sıra sıra dizilmiş oturma yerlerine kendimi yerleştirerek 4 pound'lık açık büfe çin yemeğiyle beslendim.
camden'ın asıl bombası yolun karşısındaki Stables Market imiş meğerse...
İçinde rahat rahat kaybolacağın bir mağazalar labirentinde rahat rahat saatler harcanabilir. Tabii harcanacak paradan bahsetmeye bile gerek yok. Vintage, gotik, punk, rave, retro ne ararsan var. Özellikle vintage olanlar süperdi. Ne yazık ki hiçbirşey alamadan Camden'a hoşçakal demek zorunda kaldım. Çünkü günün ikinci turuna katılmak için David'le yeniden buluşmaya az bir zaman kalmıştı.




0 Yorum:

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa