you'll never walk alone in London
evet artık Londra gezimin son aşamasına gelmiş bulunuyorum, şu anda basın bıdısının olacağı otele yerleştim ve "madem internetimi ödemişler kullanayım bari" diyerek blog'umu güncellemeye açıyorum.
şimdiiii Londra'daki ilk günümle başlıyorum.
brezilya esintisiyle saçma bi şekilde başlayan günüm daha sonra hostel'e yerleşemememle devam etti.
check in 2'den önce yapılmadığından dolayı ben sırtımda süper ağır bir çantayla dört saat boyunca Londra sokaklarını arşınladım, omuzum hala ağrıyor.
London Bridge'den geçerek St.Pauls katedraline doğru yürüdüm (kesinlikle planlanmış bir yürüyüş değildi)
daha sonra otobüse binip Oxford Street'e gittim, orada biraz mağaza gezdikten sonra kayboldum ve kendimi British Museum'a doğru giderken buldum. Girişinin ücretsiz olduğunu bildiğim için içeri girip biraz gezdim. artık deli gibi yorulduktan sonra bir park buldum ve sincapların koşuşturmasını izleyerek biraz dinlendim. nihayet hostel'e dönüp duş aldım.
bu hostel bir öncekinden kat kat daha iyi. tam hostel "olmuş". güleryüzlü resepsiyon gençleri, eğlenmeye ve içmeye hazır hostel turistleri ve gerçekten tertemiz duşları vardı.
10 üzerinden 10 veriyor ve akşamki macerama geçiyorum.
önce hostele bitişik barda happy hour'dan yararlanıp bikaç bira içerken (2 pound, i love happy hours!) bi iskoç amca laf attı.
keşke iskoç aksanını anlasaydım
2 cümlede bir sorry? sorry? diyerek o ve yine iskoç arkadaşıyla muhabbet etmeye çalıştık, çok saçmaydı adamın bana what's your name dediğini bile 3. seferde anladım!
sonra iş istemediğim yönlere doğru kayarken odaya çıkma bahanesiyle kaçtım ve fabric'e gitmek için otobüse bindim.
gel gör ki ters yöne akan trafik ve içtiğim onca bira sayesinde ters yöne giden otobüse binmeyi başardım!
neyse ki yaptığım hatayı hemen anlayıp bi sonraki durakta indim ve metroyla leicster square'e gittim çünkü fabric için henüz erkendi...
önce biraz cheers pub'ı aradım fakat bulamayınca yine verve'e girdim.
insan londra'da hiç yanlız kalmıyor :) mekan bir önceki geceye göre bomboş olmasına rağmen sigara içerken 2 tiple tanıştım: bir ingiliz ve bir güney afrikalı (bi de türk tam fıkra)
güney afrikalı olan fabian 6 senedir londra'da çalışıyormuş, beni ev arkadaşlarıyla da tanıştırdı (eve döndüğümde bu yazımı fotoğraflarla süsleyeceğim efendim şimdilik idare ediniz)
fabric'e gitmeti g.tüm yemediği için fabian'la hostel'in barına geri döndük.
tabii ki muhabbet koyulaştı ve kendimi yine istemediğim biriyle öpüşürken buldum!
neyse ki bu seferki daha kibar ve cici olduğundan çok da umrumda olmadı açıkçası....
evet şimdilik yine izninizi isteyerek dünkü maceralarımı yazmayı başka bir güne bırakıyorum (muhtemelen istanbul'a)
biraz spoiler vermek gerekirse öncelikle tur rehberime aşık oldum, daha sonra bir ingilizle yiyişmeyi başardım bu da yetmezmiş gibi bi de kanadalı eklendi listeye.
şimdi artık hafiften basın moduna geçmem lazım sanırım
o yüzden internet alemini terk-i diyar eyliyorum.

0 Yorum:
Yorum Gönder
Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]
<< Ana Sayfa