11 Ekim 2009 Pazar

united nations of londra

umdugumdan hizli basladi londra'daki mini tatilim
dun gece hapisaneyle batakhane kivamindaki Piccadilly Backpackers'a, olum gibi gelen uzun mu uzun bir metro yolculugundan sonra yerlestim... hava kosullari muthisti heryer insan kayniyordu.
odayi derhal terk edip kendimi sokaklara vurdum ilk hedef Leicester Square oldu.
yururken Efe'nin onerdigi verve isimli club'i gorur gormez iceri daldim (giris 5 pound ama)
muzikler katlanilabilir piyasa (Black Eyed Peas vs.) duzeyindeydi hemen bir bira alip (3.9 pounds) etrafi kesmeye basladim, kah iceride dikilerek kah sigara icin mekanin onunde ayrilmis daracik alanda durarak...
bu arada ingiliz hatunlari "gotunda etek giymek" teriminin hakkini tamamiyla veriyor, benim eteklerim mutaasip kaldi, bozuldum.
sonra ayni club'in bir de alt kati oldugunu kesfettim ve oraya girdim. basik otesi ve insanlarin yukaridaki muzige oranla cok daha sacma seylerde sacma sapan dansetmesi konseptli bir yer.
tam cikacakken biri kolumdan tutup neden bu kadar uzgun gorunuyorsun dedi, oh be konusacak bir ingiliz buldum diye sevinirken adam Gurcistan'li cikti. kutup aysi ve col hikayesi benzeri birsey sanirim.
neyse ki bana cok guzel bir icki ismarlayarak ingiliz olmamasini telafi etti. muhabbet istenmeyen yonde koyulasinca ben gitmek icin careler aramaya basladim, zaten dogamda var olan 'bos bakmak' gibi... pek ise yaradigi soylenemez en sonunda adam beni zorla opmeye basladi, ben gidiyorum deyince ozur diledi ve bana disariya kadar eslik etti. saat henuz geceyarisi olmustu ve ben bir gurcu yuzunden gecemi erken bitirmek zorunda kaliyordum!!! biraz dolanma amaciyla iyica kayboldum ve adult cinema'larin agirlikli oldugu yoldan tirsa tirsa gecerek tesadufen otelime vardim. ve piccadilly'de son bir sigara icip mecburen uyumaya gittim. bugunku maceramin tam da ayni noktada baslayacagini nereden bilebilirdim?
bu sabah toparlanip hostel'den cikisimi yaptim ve geze geze diger hostel'e varmak uzere yola ciktim. daha meydana adimimi atar atmaz beyaz gomlekli bir latino'yla selamlastik ve adam beni kahve icmeye davet etti.
Londra'daydim ve teklifi kabul etmek zorundaydim.
bu blog'u acarken parasiz londra rehberi koymamin amaci aslinda kesinlikle millete birseyler ismarlatmak olmasa da kaderim beni bu yone dogru surukluyordu ne yapabilirdim?
sabah yagan yagmurla hafifce islanmis basamaklara torbasindaki tisortunu sererek beni oturttu Augusto. birlikte hot chocholate icip muffin yedik ve onun yarim yamalak ingilizcesiyle beni biyerlere daha davet ettigini farkettim!
bugun icin baska planlarim oldugunu soyleyerek zar zor yanindan ayrildim ve aksama onu mutlaka (!) arayacagimi soyledim ve geze geze hostele gitme planima kaldigim yerden devam ettim ya da ben oyle saniyordum.
iki sokak oteye gitmistim ki adamla yeniden karsilastik! tamamen sans (kutup ayisi ve col dememis miydim?)
bu sefer elimi tuttu ve birlikte trafalgara yurumeye basladik.
ben yine kendimi metro istasyonuna atmak icin dil dokerken bi anda dilimi bambaska bir sey icin kullaniyor buldum kendimi.
sigmeyi ana ana bu gorevimi de yaptim ve yine kendimi metro istasyonuna dar attim!
sadece 5 dakikam kaldi. bugunku gezilerimi anlatmayi (bunlarda opusme yok o yuzden merak etmeseniz de olur) baska bir zamana birakiyorum ve hostelin barinda gecenin ilk birasini icmek uzere sizden izin istiyorum
dua edin de bu kez bir british guy bulayim (sadece aksani british olsa bile kabulum)

1 Yorum:

Blogger  dedi ki...

o beybi, ayrintilari duymak icin sabirsizlaniyorum... dualarimin da seninle olduunu biliyosun elbette! :)

11 Ekim 2009 23:59  

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa